• Ana Sayfa
  • Yalancı Kim?
  • Afrika Yazıları
  • Bana Yalan Söyleyin
  • RSS
  • Twitter
Analog Yalanlar
Katalog
Epilog: Carlos Fuentes’in ölümü

Epilog: Carlos Fuentes'in ölümü

Anekdot: Franzen ve Proust’tan tenis dersleri

Anekdot: Franzen ve Proust'tan tenis dersleri

Ahkâm: Kurmacayı gerçekle betimlemek.

Ahkâm: Kurmacayı gerçekle betimlemek.

Monolog: Nisan ayların en zalimi.

Monolog: Nisan ayların en zalimi.

Anekdot: Baharda küçük bir çılgınlık erdemdir bir Kral için bile.

Anekdot: Baharda küçük bir çılgınlık erdemdir bir Kral için bile.

Ahkâm: Başkalarını dikizleme edebiyatı.

Ahkâm: Başkalarını dikizleme edebiyatı.

Ahkâm: Lolita’nın rızası.

Ahkâm: Lolita'nın rızası.

Kararsız Okur: Dickensvari bir şeyler okumanın zamanıdır.

Kararsız Okur: Dickensvari bir şeyler okumanın zamanıdır.

Ahkâm: Pati izleri şahit.

Ahkâm: Pati izleri şahit.

Epilog: Tomris Uyar, edebiyat blogcusu.

Epilog: Tomris Uyar, edebiyat blogcusu.

Ahkâm: Cehenneme kadar yolumuz var.

Ahkâm: Cehenneme kadar yolumuz var.

Ahkâm: Gerçek dünyanın aynısı, biraz daha tüylüsü.

Ahkâm: Gerçek dünyanın aynısı, biraz daha tüylüsü.

Epilog: Öldüğü için yaşadığından haberdar olduğumuz şair Wislawa Szymborska.

Epilog: Öldüğü için yaşadığından haberdar olduğumuz şair Wislawa Szymborska.

Anekdot: Bay Lessmore’un harika uçan kitapları

Anekdot: Bay Lessmore'un harika uçan kitapları

Ahkâm: Faşizmin kefaretini Nobel parasıyla ödemek

Ahkâm: Faşizmin kefaretini Nobel parasıyla ödemek

Ahkâm: Sevgi Soysal, kadınlar için yol haritası

Ahkâm: Sevgi Soysal, kadınlar için yol haritası

Monolog: Bach dinleyerek beyin dalgalarını yavaşlatma.

Monolog: Bach dinleyerek beyin dalgalarını yavaşlatma.

Ahkâm: Çatı odasından notlar

Ahkâm: Çatı odasından notlar

Ahkâm: Hayat yataktan çıkmaya değer mi?

Ahkâm: Hayat yataktan çıkmaya değer mi?

Ahkâm: Isır beni edebiyat, acıt azıcık.

Ahkâm: Isır beni edebiyat, acıt azıcık.

Smooth Slider

16.05.2012

Epilog: Carlos Fuentes’in ölümü

Kitaplığın rafından cildi soluk kırmızı, şömizini kaybetmiş çıplak kitabı çektim aldım. Solukluk kırmızının suçu değil, solmuş işte zamanla. Sırt kısmındaki altın rengi yazılı adı olmasa kimliksiz gibi duruyor. Kapağını açar açmaz burnuma gelen o eski kitaplara has koku çok gerçek. 1964, Collins baskısı. İspanyolca orijinalinden ingilizce’ye çevrilmiş. Kitap 1962′de yazıldığına göre, İngilizce ilk baskı olmalı elimdeki. İlk sayfasının üst sağ köşesinde, bütün eski kitaplarda olduğu gibi, kurşun kalemle 14 pound yazıyor. O kadara almışım demek ki. Hatırlıyorum aslında Camdon’dan aldığımı.

Epigrafında iki çelişkili cümle var. Önce Montaigne’den alıntı: “Ölümü planlamak, özgürlüğü planlamaktır.” Sonra da bir Meksika şarkısından: “Hayat ucuzdur, hayat değersizdir…”

Kitabın adı Artemio Cruz’un Ölümü. Yazarı Carlos Fuentes (1928-dün)


Tweet
kitap, ölüm 0
yorum var

16.05.2012

Anekdot: Franzen ve Proust’tan tenis dersleri

Tenis, hiç beklenmedik zamanlarda edebiyatla buluşuyor. Örneğin durup dururken Marcel Proust’un bir tenis raketini gitar mandolin gibi tutup çalarmış gibi yaptığı bu rock yıldızı pozu dolaşmaya başlıyor edebiyat bloglarında. Yani ne demek bu şimdi Marcel? Cidden?

Rock yıldızı demişken, Jonathan Franzen Özgürlük romanında Conor Oberst’ten U2′ya kadar herkese çemkiriyor. Sonra bir baktım lafı tenise getirmiş. Radikal Kitap’taki söyleşisinde diyor ki:

“…Yazı yazmak zihnimin ve ruhumun tam bir mücadele içinde olması demek benim için. Tıkanıp kalmaktan ve neden tıkandığımı bulamamaktan daha korkunç çok az şey var.  Ama yazı yazmak aynı zamanda bir oyun, dahil olmama izin verilecek kadar şanslı olduğum bir oyun. Bu tarafını da aklımdan çıkarmamaya çalışıyorum. Hissettiğim acı bir tenisçinin final maçının son setinde yaşadığı acıdan farklı değil. Canımın bu derece yanması, böyle bir fırsata sahip olmak bence harika…”

Hmm. Yani yazarın kalemi, tenisçinin raketi oluyor. En yakın dostu, tenis tutkusu ve analojileriyle tanıdığımız David Foster Wallace olan Franzen’in tenisten söz etmesi şaşırtıcı değil şüphesiz. Jonathan Franzen’in bu sözlerini okuyunca, Marcel Proust fotoğrafının sırrını çözdüm! Proust, Franzen’a ve yazar tıkanması yaşayan herkese geçmişten gönderiyor bu fotoğrafı. Yani sırf bu gizli mesaj için toplanılmış, ele raket alınmış ve poz verilmiş: Yazmak tenis maçıysa, acı çekmek yerine eğlenin! Başka açıklaması olabilir mi?

Tweet
çılgın edebiyatçı, tenis ve edebiyat 0
yorum var

5.05.2012

Ahkâm: Kurmacayı gerçekle betimlemek.

Cumhuriyet, 5 Mayıs 2012

Çıkan kısmın özeti: Yazar, sevdiği kadın Füsun’a ait sıradan nesnelerden bir müze kurmayı hayal eden karakter Kemal’i yaratır. Hatta daha ileri giderek gerçekliği terk eder, romanın içine kendisi de bir karakter olarak girer ki, Kemal ile aynı evrende var olabilsin, ona hikâyesini yazma sözü verebilsin. Ancak kurmaca nesneler müzesini romanın dışına, gerçek dünyaya taşımak, en başından beri yazarın fikri ve hayalidir. Müze mi önce gelir, roman mı diye düşünürken biz, Orhan Pamuk bugüne kadar düşünülmemiş bir üst kurmaca manevrası çeviriyor. Okurun hayal gücüne müdahale etmeye cüret ediyor. Bu arada olay İstanbul’da geçmektedir.

Romanda anlatılan Masumiyet Müzesi artık gerçek, romanda anlatılan adreste. Bizlerse bu edebiyat fenomenini açıklama ihtiyacı içindeyiz. Kendini ciddiye alan her edebiyat yazısı gibi Borges’i şahit gösterelim önce: “Sanatın görevi, başımıza gelen olayları hafızada yer edecek simgelere dönüştürmektir.” Simgeler hercaidir ama değil mi Borges? Yine de, müzede sergilenenlerin, romana, bir film uyarlamasından çok da farklı olmayan, görsel bir arka plan ve bir atmosfer kazandırdığını söyleyebiliriz.

‘Müzelerin asıl konusu gururdur’

Romanda, Kemal’in Füsun’un içtiği sigaraların izmaritlerini saplantılı bir şekilde biriktirmesi, birlikte geçirdikleri anları cisimleştirerek zamana hapsetme ihtiyacını simgeler. Kemal’in hikâyesinin bir parçasıdır. Oysa müzede bu izmaritlerin sergilendiği tablo ve ona eşlik eden sigara içen kadın ellerinin görüntüleri ise parçalanmış, bir türlü bütün olamayan bir Füsün’u simgeliyor. Sanki üç boyutlu birer ölüdoğa gibi düzenlenmiş sergi kutularına bakarken hissedilen, ölmüş insanların eşyalarını dikizleme duygusu tüyler ürpertici olabiliyor. Romanda, Kemal’in kazadan hemen sonra Füsün’un cansız bedenini soğukkanlılıkla, nü bir tabloyu betimler gibi anlatması kadar tüyler ürpertici.

“Müzelerin asıl konusu gururdur” diyor Kemal’in ağzından Orhan Pamuk. Görünüşte müze, Kemal’in Füsun’u sergilediği yerdir. Bir arzu nesnesi olarak taptığı Füsun’a sonsuza dek sahip olacağı kafes. Kemal’in müzesindeki Füsun ölüdür, bedeni yüzlerce nesneye ayrışmıştır. Füsun, Kemal onu idolleştirdiği için vardır. Müze cinayet mahallidir aynı zamanda. Kemal’in hissettiği suçluluk duygusunun kendini dev aynasında gören patolojik ve gülünç bir gurura dönüşmesinin hikâyesidir.

Mecazi üst kurmaca katından baktığımızda müze, yazarın Füsun’u sergilediği yerdir. Füsun, edebi kanonda masum ve talihsiz arzu nesneleri olarak yazılmış Lolita, Madame Bovary, Tess gibi unutulmaz kadın karakterlere yakındır. Kusursuz güzelliktir, hayranlık duyulandır. Müze, Füsun’un doğduğu yerdir. Yazarın müzesinde Füsun ölümsüzdür. Yazar Füsun’u yarattığı için, epik aşk mümkündür. Bir edebi başarı hikâyesidir müze. Yazar yazdığı için gerçek olan. Yazarın gururu bundandır. [...] tamamı

Tweet
çılgın edebiyatçı, eleştiren bayan, istanbul, kitap, sergi 0
yorum var

24.04.2012

Monolog: Nisan ayların en zalimi.

(Suluboya resmi ben yaptım)

Bugüne kadar yaşananlar daha önce de yaşandı. Tekrar yaşanacak. Zaman böyle bir şey. Zamanlama ne demek o zaman? Karşıma çıkan fırsatları kabul etmeye hazır olma anı mı? Hazır mıyım? Yoksa daha fazla zamana mı ihtiyacım var?

Zamanı parçalara bölüp satmaya kalkışsam da, zamanı parayla ölçemeye yeltensem de, bedavadır aslında. Vakit nakittir aforizması avutmuyor. İcat takvimlere, saatlere uyarmış gibi gözükse de ellerimle tutamıyorum, bir kavanozun içine hapsedemiyorum. Çocukken yakalayıp kavanozun içine hapsettiğim kelebekler bende Nabokov etkisine sebep olmadı lanet olsun. Başlangıcı yoktur. Sonu hiç yoktur. İstediğimi yapabilirim zamanla ama ona asla mutlak olarak sahip olamam. Onu kaybetmeme izin verir zaman. Bazen, kendime zaman yarattığımı sanırım. Ben öyle sanayım. Zamanı durduramam, geri alamam. Ancak yaz saatine yeter gücüm. Zamanı harcarım, oh canıma değsin. Harcadıkça daha çok ihtiyaç duyarım. Lanet lanet lanet. En çaresiz müpteladan farkım yok onun karşısında. Eriyip giden saatleri resmeden Dali’ye sorsam para ister cevap vermek için.

Aynı anda, her yerdedir. Dünyanın bir ucu gündüz, diğer ucu geceyken, yaşanılan an aynıdır. Yine de görece olmayı başarır. Zamanda yolculuk. Işıktan hızlı gitmek.Yeni güneş sistemleri keşfetmek. Belki bir uzaylı görmek. Bilinmez, hep zamanla ilgili. Hız, zaman denklemden çıkarılarak hesaplanamaz. Einstein tanrıya en yaklaşanımız mıydı acaba? Zaman ile göz göze gelip “Sen Tanrısın” demiş miydi? Bilmem, orda değildim o zaman.

Var olmak için kendine inanılmasına ihtiyacı yoktur. Hepimiz zamanın takipçileriyiz.  Proust gibi peşindeyiz zamanın. Bir tür zaman kardeşliği. Yoldaşlığı. Değiştirir, dönüştürür, eskitir zaman. Bana da, herkes gibi, ölene kadar mühlet tanıdı. Her canlı kendi marifetiyle ölür zaten. [...] tamamı

Tweet
oturduğum yerden felsefe 0
yorum var

22.04.2012

Anekdot: Baharda küçük bir çılgınlık erdemdir bir Kral için bile.

Bugün öğleden sonra bir kralla tanıştım der Emily Dickinson. Krallardan söz ettiği pek çok şiirinden birinde. Bugün öğleden sonra “toprak kort kralı” lakaplı Rafael Nadal, “the djoker-soytarı” lakaplı Novak Djokovic’i yenip 8. kere Monte Carlo Masters şampiyonu olunca Emily Dickinson’a düşüyor söz bu anı ölümsüzleştirmek için. Belki Rafa bu şiiri okuyordu maçtan önce, önünde uzanan muazzam sahneye bakarak.

Baharda küçük bir çılgınlık
Erdemdir bir Kral için bile,
Bütün bu yeşil tecrübeyi
Bu muazzam sahneyi
Sanki kendisininmiş gibi düşünüp duran
Soytarıyı Tanrı korusun fakat!

Çeviri: İsmail Aksoy

 

A little madness in the spring

Is wholesome even for the King,

But God be with the Clown

Who ponders this tremendous scene

This whole Experiment of Green

As if it were his own!

Tweet
şiir, tenis ve edebiyat 0
yorum var

22.04.2012

Kararsız Okur: Korku, biraz korku. Bütün istediğim buydu.

Sabitfikir, Sayı 14 Nisan 2012

İllüstrasyon Sedat Girgin

 

Ruhlar, hayaletler, vampirler, cadılar. Merak, korku, dehşet. Hayalingücü, doğanınüstü, gerçeğinötesi, ölümünberisi. Kötücül karşıkonmaz anti-kahraman ve kurtarılacak güzel. Batıl inançların, dini dogmaların hicvi. Dejenere hayatların etik ikilemleri, kimlik arayışının metafiziği. Fantastik edebiyatın, bilimkurgunun, büyülü gerçekçiliğin, hatta feminist edebiyatın öncüsü. Kaçış edebiyatı olarak verdiği suçlu zevk. 18.yy’dan günümüze Gotik Edebiyat.

Gotik Edebiyat okuma listesi Sabitfikir’de.

 

Romantik Gotik

Prenses kötücül hükümdarın şatosundan kaçar ve ilk Gotik roman başlar: Otranto Şatosu, Horace Walpole

Prens, inanç ve iktidar arasında etik ikilemde kalır. İblise danışır: Vathek, William Beckford

Hayaletle konuşur: Hayaletgören, Friedrich Schiller

Amerikan Edebiyatı’nın dedesi geçmişle hesaplaşır: Başsız Süvari, Washington Irving

Bu arada kadınlar… [...] tamamı

Tweet
kitap, liste, roman 0
yorum var

9.04.2012

Ahkâm: Başkalarını dikizleme edebiyatı.

Sabitfikir, Sayı 14 Nisan 2012

Kader anları, meydana geldikleri yaşam diliminde, kader anı olarak algılanmazlar, o anı yaşayanlar tarafından. Bir tespit edici gerekir. Raymond Carver bir tespit edicidir. Kimsenin dikkat etmediği sürekli açık bir televizyondan odaları, ev hallerini, çarşafların arasını dikizler. Evet, Raymond Carver sizi görüyor. Özel hayat bahanesinin ardına saklanamazsınız. Dikizci adamın biri o. Üstelik, öykülerindeki karakterleri de azmettiriyor: Haydi perdeyi arala karşı eve bak, komşunun çekmecelerini karıştır, etek sıyrılınca görülen bacaklardaki damarları fark et! Aynaya bak, aynaya! Hem dikizci hem manipülatör. Usta bir yazarın olması gerektiği gibi.

Yabancı hayatların ayrıntılarını fark eden, bu ayrıntıları tek tek hafızaya alan dikizci karakterler için birkaç ihtimal–bu ihtimaller ki kader anlarını doğurur- var. Cesareti olmayanlar için, kendi hayatlarının ideal versiyonlarının sahnelendiği bir fantazma içinde rol oyunları örneğin. Carver, yargılamıyor fantazmaya kapılan karakterlerini ancak onları, bu başkasılaşma gayretlerinin yan etkilerinden de korumuyor. Başkalarını dikizlerken kazandığı net görüş sayesinde, kendi hayatının ve bedeninin üzerine alışkanlığın ve kanıksanmışlığın serdiği örtüyü aralıyor dikizci. Çıplak kalıveriyor. Hayatı ayrıntılara bölünüyor ve ayrıntı parçalarının oluşturduğu bütüne yabancılaşıyor. Yabancılaşma ne nihilist bir özgürlük, ne bir carpe diem iyimserliği getiriyor. Sadece kocaman bir kabulleniş. Kader anları ise, geçtikten sonra dikiz aynasında uzaklaşarak küçülen keşkeler. Ama bir Carver öyküsündeki karakterler asla keşke demez. Bir bira içip, sigara yakarlar. [...] tamamı

Tweet
eleştiren bayan, kitap, öykü 0
yorum var
12345...1020...»»


Analog Yalanlar

analogyalanlarTwitter

  • Aysu ÖnenRT @faraway67: 80 lovely minutes of Patti Smith reading her poetry at the Strand bookstore http://t.co/cL44YN8x #poetry

  • Aysu ÖnenSivri taraf mi, yuvarlak taraf mi? Yumurta soyarken aklina Gulliver gelen var mi? Yok. Ben bu yuzden anormalim.

  • Aysu ÖnenHaftanın sonunda masamda biriken nesnelerden müze açmaya karar verdim.

  • Didem Çelik@analogyalanlar bos konusmuslar :)

  • Aysu ÖnenRT @BananaKarenina: "Unfortunately my Google of 'Alain de Botton porn' came up empty." http://t.co/twUkRkmy

  • Aysu Önen@DideCelik Bir de filolojide öğrenilen tarihi bilgiler işe yaramaz derler:)

  • Didem Çelik@analogyalanlar bugunun gundemi icin son iki tweetinize bakilsa yeter :)

  • Aysu ÖnenShakespeare oyunları Londra'da yasaklanmış, tiyatro şehir dışına sürülmüştü. 1596'da! Arayı kapatıyoruz.

  • Aysu Önen@Sera_McFly Fragmanını da bulamadım, merakım iyice arttı.

  • frailsoul@analogyalanlar:Romanın hangi kısımlarına odaklandılar, nasıl uyarladılar ben de çok merak ediyorum.

  • Aysu ÖnenWachowski kardeşlerin David Mitchell uyarlaması Cloud Atlas/Bulut Atlası Cannes'da gösterilmiş. Çok merak ediyorum bu filmi.

  • Aysu ÖnenLatin Amerika Edebiyatı okuma listesi yaptım size. http://t.co/Hji1riVK

  • Aysu Önen@incitulpar teşekkür:)

  • Inci Tulpar#ff @EsraHarmanda @anjelikaakbar @analogyalanlar @hilalcetinder @filmmakarasi @BirDolapKitap @_tuzruhu_ @huseyinoztel @NastasyaF @tuyocu

  • Aysu Önen@notherenowsorry hayatim roman olsa bu kitap olurdu:)

  • Onur Koçyiğit@analogyalanlar Okuduğum nadir ingilizce kitaplardan. Türkçe'ye çevrilmesi büyük olay olur. :)

  • Aysu ÖnenJeffrey Eugenides romani The Marriage Plot filme uyarlaniyormus. Hadi Turkce'ye de cevrilsin artik.

  • Aysu ÖnenProust ve Franzen'dan tenis dersleri http://t.co/W4rDHsJw via @analogyalanlar

  • Aysu Önen@steppenwooolf kişilerden bağımsız olarak, en ehil ellerde bile, edebiyat eleştirisi ile müzik eleştirisi yaklaşım olarak farklı.

  • Aysu Önen@steppenwooolf ama eleştirmen denen kişi reddetme eğilimli olamaz, olmamalı.

My Twitter, by Xhanch

E-leştirim

E-leştirim

Kitap eleştirilerimin toplandığı e-kitap. Satın almak için resmi tıklayın.

Yalancının Paradoksu

Alkış! ben çocukken sarışınmışım biografi dikkat içerde şarkı var eleştiren bayan güçlü ve bağımsız kadın heykel ingilizce istanbul kahraman kapita-lit karikatür kitap liste müzik Oku bakalım! oturduğum yerden felsefe portakal kadınlar reklam resim roman sergi sinema tenis ve edebiyat yaz! (mevsim değil) ye iç çılgın edebiyatçı ölüm örümcek öykü öğretmen çocuğu şarkı sözü şiir

Kitap Eleştirileri

Kitap Eleştirileri

Fuentes, Salinger, Dave Wallace, Vonnegut ve diğer tanrılar.

Edebiyat ve Reklam

Edebiyat ve Reklam

Kitap tanıtımı adına yapılan doğrular, yanlışlar ve diğer senaryolar

Edebiyat ve Tenis

Edebiyat ve Tenis

Tenis tutkumu edebiyat bloguna dahil etme gayretleri. David Foster Wallace aşkına.

Çılgın Edebiyat

Çılgın Edebiyat

Hemingway, aslanlar, kediler, kelebekler, telgraflar, dedikodu ve diğer çılgınlıklar.

Okuma Listeleri

Okuma Listeleri

Ben okudum, siz de okuyun diye öneriler

Ödül Avcısı

Ödül Avcısı

Nobel, Booker, Oscar, Cannes ve diğer madalyalar, kupalar, plaketler.

Yorumlar

  • Monolog: Yeteneksizim. Kırmızı saçlı kız resmi çizdim. için burcu
  • Ahkâm: İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler’i yazan David Foster Wallace’ı ilk okuduğumda, o çoktan kendini öldürmüştü. için aysu
  • Ahkâm: İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler’i yazan David Foster Wallace’ı ilk okuduğumda, o çoktan kendini öldürmüştü. için ben
  • Ahkâm: Kambur diyor ki, akıl ideale varamayınca, hicve varıyor. için Mehmet bizans
  • Anekdot: Paul Auster, aşk ve soğan. için aysu
  • Anekdot: Paul Auster, aşk ve soğan. için engin
  • Anekdot: Paul Auster, aşk ve soğan. için aysu

Linkler

  • Dipnottv
    arada bir yazı gönderince konuk yazarlık oluyor
  • flickr
    Blogdaki suluboya resimlerimi yükledim toplu gösterim için
  • Sabit Fikir
    kitap eleştiricisi kişi rolü oynadığım yer
  • The Leftist
    politik hiciv makamında illüstrasyonlarımı yayımladıklarına ben de inanamıyorum

  • RSS
  • Twitter
  • |
  • Ana Sayfa
  • Yalancı Kim?
  • Afrika Yazıları
  • Bana Yalan Söyleyin
  • |